24 Haziran 2017 Cumartesi

Nefs


Türk Dil Kurumu gereksinim olarak tanımlanmış nefsi. Gereksinim derken de bedensel gereksinimleri yazmış: “İnsanın yeme, içme vd. gereksinimlerinin bütünü” demiş. Ve diğer (vd.) kısmına girenleri ise yazmamış. Bize bırakmış. İngilizce sınavında sorulan boşlukları doldurun tarzı sorular gibi.

Nefis söz konusu olunca “ve diğer” kısmına neler girdiğini ise yazılmayan gereksinimlerden çıkarabiliriz. Hatta nefsin esas olarak hangi gereksinimler bütününü içerdiğini yazılmayanlardan çıkarabiliriz.

Nelerdir insanın gereksinimleri?

Yeme, içme sayıldığına göre diğer bedensel, fizyolojik gereksinimler de nefsin içine girebilir. Ama hepsi değil? Uyku ve dışkılama girmiyor mesela. Barınma, güven içinde olma da girmiyor. Dil kurumu açıklama yazmakta nedense cimri davranmış. Anlamı eksik bırakmış (ki zaten eksik bırakılan da muhtemelen esasa aittir; hatta diyebiliriz ki esas olan hep eksik kalır). Garip ama anlamlı. Çünkü nefis daha çok dürtülerle ilgilidir. İnsanın dürtüsel gereksinimleriyle.

Freud’un büyük keşiflerindendir, dürtüler. Erken dönem eserlerinde sık sık geçer. Freud'a göre insanın doğuştan gelen iki temel dürtüsü vardır; saldırganlık ve cinsellik. Bu iki temel dürtü suçluluk duygularına yol açtığı için bastırılır. Kabaca böyle.

10 Haziran 2017 Cumartesi

Kişilik, karakter, mizaç


Psikiyatrinin, hele de günümüzün biyoloji ağırlıklı psikiyatri kuramının en kenara itilmiş başlıklarından birisidir kişilik, karakter, mizaç. Klinik uygulamasının da çok farklı olduğu söylenemez: Kişiliğe pek yer yoktur moleküller dünyasında.

Hâlbuki bizzat hayat gibi psikiyatrik durumlar da kişilik özellikleriyle çok yakın bir ilişki içindedir. Örneğin depresyon, tamam az çok tanımlanabilir bir klinik hâldir ama kişilik özelliklerinden çok etkilenir. Hatta demans bile öyledir: Mayanız yumuşaksa beyniniz yavaş yavaş solarken içinizden aynı yumuşaklık çıkar. Ama mayanız sert ve çalkantılıysa sizden geriye daha beter bir fırtına kalır.

Yine de yapılandırılması zor olduğu ve biraz da psikolojiye kaydığı için psikiyatri genel olarak kıyısında tutar kişiliği, karakteri ve mizacı.

Marksizm ve insan meselesi ise daha da karışıktır. Zaten Marx’ın neredeyse her şeyi yazmış olmasını bekleyen bir istek hep var içimizde. Felsefe, siyaset, sanat değil bir tek. Örneğin etik, kimlik, cinsiyet ve tabii ki insan doğası üzerine de bizzat oturup yazmış olmasını bekleyen bir yan bu.

Ama siyasi/pratik bir dert peşindeydi Marx ve o dert onu nereye götürürse, yani o derdi en anlaşılır, en görünür hale getirmesi nasıl mümkün olabilecekse oraya gitti. Örneğin geriye derli toplu bir siyaset teorisi dahi bırakması imkânsızdı, çünkü derdi teori bırakmak değil işleyen, dinamik bir teori kurmaktı.

Üstüne insan konusundaki “boşluğu” dışsal kaynaklarla çözmeye, gidermeye çalışan yüzyıllık Marksizm külliyatını da eklersek, bize kalanın karmaşa ve karışıklık olduğunu söyleyebiliriz.